PSİKOLOJİ

Psikoloji (Yunanca ψυχολογία, psihologia: Psikoloji), insan davranışları ve zihinsel süreçleri ile birlikte bunların altında yatan nedenleri inceleyen ve araştıran bilim dalıdır.

İnsanoğlunun yaşamında doğumundan beri duygular vardır. İster olumlu ister olumsuz olsun duygular ihtiyaçlarımızın sesi; davranış ve düşüncelerimizin, seçimlerimizin ise makine dairesidir. Ömrümüz boyuncu duygularımız bize eşlik eder ve bize eşlik eden yalnızca olumlu duygular değildir. Duygulardan kaçamayız, kaçmamalıyız da!

Çocukların sağlıklı gelişimiyle bağlantılı son yıllarda ortaya atılan bir kavram bulunmaktadır. Bilimsel makalelerde ”Resilience” olarak tanımlanan bu terimin Türkçe karşılığı Psikoloji Terimleri Sözlüğüne göre ”sağlamlık”, ”dayanıklılık” olarak açıklanmaktadır.

Diyelim ki çocuğunuz okuldan eve geldi ama hiç mutlu değil ve gözleri dolmuş bir şekilde size: ”Hiç kimse beni sevmiyor!” diyor. Özellikle ortalama 7 yaşlarında duygularını tanıyan ve ailesi dışında sosyal yaşamı renklenmeye başlayan bir çocuktan bu tarz bir cümle duymak çok da şaşırılacak bir durum değildir.

Hiç ilişkilerinizde benzer rollere girip benzer tutumları sergileyerek farklı sonuçlar beklediğiniz oldu mu? Aslında bu soruya evet yanıtının verilmesi nadir görülen bir durum değildir. Pek çoğumuz geçmişimizde öğrendiklerimizle tutarlı davranma eğilimindeyizdir. Geçmişimizden getirdiklerimiz bizlerin daha üretken, sevgi dolu biri olarak yaşamasına izin verdiği gibi, yıkıcı sonuçlara da sebebiyet verebilir.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB); dikkat, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik alanlarında işlevselliği bozacak düzeyde sorunlarla eşlik eden psikiyatrik bir rahatsızlıktır. DEHB bir anda ya da belirli bir olayla ortaya çıkmaz. Çoğu zaman bazı belirtilerinin yetişkinlik dönemine de yansıdığı gelişimsel bir rahatsızlıktır. Bazı kişilerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite birlikte görülebileceği gibi bazı durumlarda aşırı hareketlilik olmaksızın dikkat eksikliğine bağlı sorunlar ön plandadır.

Ebeveyn olarak çocuğunuza yapacağınız en anlamlı iyiliklerden biri yaşama güvenli bir şekilde bağlanmasını sağlamak. Erken dönem çocukluk döneminde bakım verenle ilişkiler sonucu gelişen güvenli bağlanma tarzı, çocuğunuzu yetişkinlik yıllarında da değerli, sevgi dolu, hayata ve insanlara bağlı biri olma konusunda ona sağlam bir zemin oluşturacaktır.

Yetişkin birinin gün içinde ortalama 16 saat uyanık olduğunu varsayarsak, yaşamımızın önemli bir bölümünün (günün üçte biri) iş yerinde geçtiğini söyleyebiliriz. Tıpkı evlilik ilişkisinde olduğu gibi iş yerinde algılanan doyum ya da yaşanan sorunlarda kişinin yaşam kalitesini etkilemektedir. İş yerindeki doyum eksikliği, kişilerarası ilişkilerdeki çözümlenmemiş çatışmalar ve kronik stres pek çok fiziksel ve ruhsal sağlık sorununa karşı bizleri hassas bir hale getirebilmektedir.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin tanımına göre sınav kaygısı: ” öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı” olarak tanımlanmaktadır. Belirli ölçülerde hissedilen kaygı kişiyi canlı ve motive tutarak amaca yönelik davranışlara güdülemesi anlamında işlevseldir. Ancak yüksek düzeyde yaşanan sınav kaygısı tam ters yönde bir etki yaratarak performansın düşmesine ve pek çok olumsuz duygu, bedensel belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Bazı insanlar ömür boyu çocuk gibidir; ilgi ister, istemediği bir şey olduğunda buna tahammül etmekte zorlanır, kendi isteklerini hep ön planda tutar. Tam tersi olarak bazı insanlar ise, daha çok küçük yaşlarda çocukluğuna veda edip ”Yetişkin” olmayı öğrenmişlerdir.

İnsanın en temel gereksinimlerinden biri ilişki kurma ihtiyacıdır. Doğumundan itibaren ilişki kurmaya eğilimli olan insan buna rağmen en büyük çatışmalarını, hayalkırıklıkları, kızgınlıklarını da yakın ilişkilerinde yaşar. Bu nedenle dünyanın her yerinde insanlar ilişkilerinde sorun yaşayabilmekte ve üstesinden gelemediğini hissettiği durumlarda da gittikçe daha artan bir şekilde profesyonel yardım arayabilmektedirler. Şema terapi 90’lı yıllarda ortaya çıkan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Özellikle kişilik bozukluklarının tedavisine yönelik geliştirilen şema terapi günümüzde çocuk, ergen ve erişkinlerin yaşadığı pek çok sorun alanına yönelik yaygın bir kullanıma sahiptir. Şema odaklı ilişki-evlilik terapileri de ilişki sorunlarının üstesinden gelme ve kendini daha yapıcı-üretken bir şekilde var edebilmenin yollarını sunmaktadır.